1997 yapımı Titanik filmi, geminin su almaya başladığı anları içinde barındıran trajik sahnelerle doludur. Sessizce yataklarına çekilen ve birlikte ölümü bekleyen yaşlı bir çiftin tasviri, bu sahnelerin en dokunaklı olanlarından biridir. Ancak bu sahne, aslında gerçek bir hikayeden ilham alır ve Isidor ile Ida Straus’un hayatındaki son anları yansıtır.
Isidor ve Ida Straus’un ölümü romantik bir filmden farksızdır. Gerçek hayatta, çift Titanik’ten kaçmak için bir girişimde bulunmamış, bunun yerine birlikte ölmeyi tercih etmiştir.
Birbirlerine duydukları sevgi ve bağlılığın zirvesinde olan Isidor ve Ida Straus, mutlu bir yaşamın ardından trajik bir sona doğru sürüklenmiştir.
Isidor ve Ida Straus’un Aşk Hikayesi
Isidor ve Ida Straus’un aşk hikayesi, kaderin onları bir araya getirdiği bir başlangıçla başlar. Aynı doğum gününü paylaşan, Yahudi kökenli ve Almanya’dan Amerika’ya göç etmiş bu çift, 1871 yılında evlenir. Isidor, babasının çömlek işine entegre olan bir markada çalışarak, Macy’s zincirinin ortak sahibi olur. Çiftin yedi çocuğu olur, ancak küçük oğulları Clarence iki yaşındayken ölür.
Isidor’un işi ve ABD Kongresi üyeliği nedeniyle sürekli seyahat etmesine rağmen, çiftin arasındaki bağın güçlü olduğu söylenir. Isidor’un seyahatleri sırasında yazdığı mektuplar, birbirlerine olan bağlılıklarını ortaya koyar. Kuzeni Bayan Samuel Bessinger, “Onlardan daha sadık iki aşık zor bulunurdu” der.
Yanlış Zaman Yanlış Yer
Isidor ve Ida Straus’un Titanik ile tanışması tamamen tesadüfi bir olaydır. Başlangıçta Güney Kaliforniya’da tatil yapmayı planlasalar da, iş ortağı Abraham’ın ani ölümü nedeniyle bir Avrupa tatiline çıkarlar. İngiltere’de devam eden kömür grevi ise onları Amerika’ya geri dönmeye zorlar. Planlarını değiştirip, RMS Titanic’e binmeye karar verirler.
Titanik’in battığı gece, çift gemide kalmayı tercih eder. Isidor, gemideki diğer kadın ve çocukların güvenliği için filikalara binme teklifini reddeder. Ida, eşiyle birlikte yaşadığı gibi birlikte ölmeyi seçer. Son görenler, çiftin geminin batışı sırasında yan yana oturduklarını ve birbirlerine sıkı sıkıya sarıldıklarını söyler.
Ida ve Isidor Straus’un Mirası
Arama ekipleri Isidor’un cesedini bulur, ancak Ida’nın ve uşağı John Farthing’in cesedine hiçbir zaman ulaşılamaz. Straus Park, çiftin adını taşıyan bir anıt olarak inşa edilir.
Bu trajik hikaye, sevgi ve bağlılığın gücünü ve Isidor ile Ida Straus’un ölümsüz aşkını anlatan bir miras bırakır. Isidor, Bronx, New York’taki Woodlawn Mezarlığı’na gömülür ve mezar taşı üzerinde “Aşkı ne sular söndürebilir ne de seller boğabilir” yazısı ile hatırlanır.

