Yunan Mitolojisi’nde Pygmalion, kendi elleriyle şekil verdiği heykele aşık olmuştu; tanrılar ona merhamet edip o soğuk taşı ete kemiğe büründürmüştü.
Benzer bir hikaye, Lester Gaba’nın hayatında yeniden can buldu. Bu hikayede heykel canlanmadı, tüm dünya onun yaşadığını varsaydı. Cynthia adını verdiği vitrin mankeni 1930’ların sosyetik partilerinde boy gösterdi, dergilere kapak oldu.
Hiç yaşamamış bir kadının böylesine yaşanmışlıkla dolu bir hayatının olması, gerçek ile kurmacanın garip bir dansıydı adeta.
Lester Gaba ve Hayalindeki Kadın Cynthia
Lester Gaba, heykelleriyle ün kazanmış bir sanatçıydı. Saks Fifth Avenue tarafından yeni bir vitrin serisi yaratması için görevlendirildi ve Cynthia’yı yarattı.
Cynthia, sıradan bir manken değildi. Gaba, ona çiller ve farklı boyutlarda ayaklar gibi insana özgü kusurlar ekledi. Bu detaylar, Cynthia’yı diğer mankenlerden ayırdı ve ona benzersiz bir karakter kazandırdı.
Gaba, Cynthia’yı sosyal etkinliklere, tiyatrolara ve hatta düğünlere götürdü. Cynthia, 1937’de Wallis Simpson ve Edward VIII’in düğününe davet edildi ve Life Magazine’in kapağında yer aldı. 1,68 boyunda, 45 kilo ağırlığındaki bu bebek New York gece hayatının vazgeçilmezi oldu.
Tiffany ve Cartier’den gelen mücevherler, Lilly Daché tasarımı şapkalar… Cynthia artık vitrin mankeni değil, dönemin stil ikonu haline gelmişti. Saks Fifth Avenue ona kredi kartı verdi, kendi gazete köşesi ve radyo programı oldu; Metropolitan Opera’da özel bir locası vardı. 1938’de Artists and Models Abroad filminde rol alınca şöhreti zirveye ulaştı.
Ama her hikayenin bir sonu vardı. Bir güzellik salonunda sandalyeden kayarak yere düştü ve paramparça oldu. Olay, gerçek bir ölüm gibi gazetelere taşındı. Gaba onu onarsa da halkın ilgisini kaybetmişti.
Peki Cynthia şimdi nerede? Lester Gaba, 1962’de manken tasarımı işinden emekli oldu, 1967’ye kadar Women’s Wear Daily’deki köşesini sürdürdü ve sonrasında moda defileleri düzenlemeye başladı.
Cynthia’nın akıbeti ise hâlâ bir muamma. Ancak 1930’larda, kısa süreliğine de olsa gerçek bir süper yıldızdı. Yükselişi kadar düşüşü de hızlıydı ama manken endüstrisinde bıraktığı iz silinemez.
Kim bilir, belki bir gün Greenwich Village’daki tozlu bir tavan arasında yeniden keşfedilir. Üzerindeki tozları silkeler, sahne ışıklarına geri döner ve kendi biyografik filminde başrolü kapar. Hem de bir gün bile yaşlanmadan!

