“Lilith kimdir?” sorusu, antik dünyanın en tartışmalı kadın figürlerinden birine açılan kapıdır. Lilith’in kökenleri Sümer demonolojisinde yer alan lilitu kavramına dayanır. Zamanla bu figür, Babil inancında karanlık bir gece ruhuna dönüşür. Yahudi Talmud metinlerinde ise erkekleri baştan çıkaran ve bebekleri çalan bir iblis olarak karşımıza çıkar. Ortaçağ anlatılarında Lilith, bu kez “Adem’in ilk eşi” mitiyle kültürel belleğe yerleşir. Modern dünyada ise anlamı yeniden değişir. Günümüzde Lilith, feminist bir ikon olarak görülür. Aynı zamanda demonolojide karanlık bir rüzgarı, popüler kültürde ise cazibesiyle tehlikeyi bir arada taşıyan karanlık bir tanrıçayı temsil eder. Bu nedenle “Lilith kimdir?” sorusu, tek bir kültür ya da inanç sistemiyle açıklanamaz.
Sümer ve Mezopotamya: Lilitu’nun İlk İzleri

Lilith adının, Sümerce kökenli ve “hava” ya da “rüzgar” anlamına gelen lil kelimesinden türediği kabul edilir. Bu sözcük, Akkadçaya lilitu olarak geçmiştir. Figür, Mezopotamya’dan Suriye–Filistin bölgesine kadar uzanan geniş Levant coğrafyasında farklı adlarla varlığını sürdürmüştür. Babil inançlarında lilütu, rüzgarın yıkıcı gücünü ve şehveti temsil eden dişil bir ruh olarak tanımlanır. Bazı anlatılarda ise bu varlık, doğrudan bir Fırtına Tanrıçası niteliği taşır.
Ancak zamanla ataerkil düzen güç kazandıkça bu figür de dönüşüme uğramıştır. Başlangıçta doğa güçleriyle ilişkilendirilen Lilith, ilerleyen dönemlerde geceleri erkekleri baştan çıkaran ve bebeklere zarar veren şeytani bir varlık olarak yeniden tanımlanmıştır. Bu değişimle birlikte Lilith, Yahudi mitolojisine aktarılmıştır. Burada kısırlık, kontrolsüz cinsellik ve ölümle ilişkilendirilen güçlü bir dişi demon haline gelir.
Yeşaya 34:14’te Lilith’e yapılan gönderme, onu Yahudi demonolojisinin merkez figürlerinden biri konumuna taşır. Bu nedenle Yahudi anlatılarında Lilith, Adem’in Havva’dan önceki ilk eşi mitiyle birlikte anılır. Aynı zamanda Naama ve Saba Melikesi gibi “tehlikeli kadın” figürleriyle özdeşleştirilir. Böylece Lilith, eril tek tanrılı düzenin karşısında konumlanan en güçlü dişi tehdit olarak yorumlanır.
Babil Döneminde Lilith
Akkad ve Babil döneminde Lilütu, daha da karanlık bir profile bürünür. Babil Talmudu’nda yer alması, onun Yahudi düşünce dünyasında kalıcı bir kimlik kazanmasını sağlar. M.S. 500–600 yılları arasında hahamlar tarafından derlenen Babil Talmudu, Yahudi dini hukuku ve teolojisinin temel kaynaklarından biridir. Bu metinlerde Lilith, kısa ama çarpıcı betimlemelerle anılır.
Talmud’da Lilith’e seyrek biçimde değinilse de anlatımlar dikkat çekicidir. Bazı pasajlarda Hormin ya da Hormiz adlı iblisin annesi olarak anılır ve bu nedenle “iblislerin annesi” konumuna yerleştirilir. Diğer bölümlerde ise uzun saçlı, kanatlı ve özellikle yalnız uyuyanlara musallat olan bir varlık olarak tanımlanır. Bu betimlemeler, Lilith’in tehditkar ve geceyle özdeşleşen doğasını pekiştirir.
Bu özelliklerin, Babil demonolojisinde yer alan Ardat Lili ve Labratu gibi kadın iblis figürlerinden türediği düşünülür. Böylece Lilith, Mezopotamya kökenli iblis inançlarının Yahudi geleneğine uyarlanmış bir devamı haline gelir. Babil’de hamile ve lohusa kadınlar, Lilitu’dan korunmak için muska ve ritüeller kullanırdı. Bu demonik yorum, toplumun ölüm, yalnızlık ve kabus gibi temel korkularının mitolojik bir karşılığı olarak şekillenmiştir.
Yahudi Kaynaklarında Lilith
![]()
Lilith’in modern kültürde en çok bilinen kimliği, Ortaçağ’da kaleme alınan Ben Sira’nın Alfabesi adlı folklorik metinden gelir. Lilith’e dair en ayrıntılı anlatı, MS 9. yüzyıla tarihlenen bu Yahudi metninde ortaya çıkar. Anlatıya göre Lilith, Havva’dan önce Adem’le aynı topraktan yaratılan ilk eştir. Ancak eşitliği savunması ve cinsel ilişkide boyun eğmeyi reddetmesi, onun Adem’i terk etmesine yol açar. Tanrı’nın gizli adını söyleyerek Kızıldeniz’e kaçan Lilith, anlatının devamında çocuklara musallat olan bir demon kimliği kazanır.
Ben Sira’nın Alfabesi, Lilith’in tehdit alanını açık sınırlarla tanımlar. Metne göre Lilith, erkek bebeklere sünnet edilene kadar doğumdan sonraki ilk sekiz gün boyunca zarar verebilir. Kız bebekler içinse bu süre, yaşamlarının ilk on iki gününü kapsar. Bu inanış, Yahudi topluluklarında doğum sürecine eşlik eden çok sayıda koruyucu ritüelin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Lilith’i uzak tutmak amacıyla doğum odalarına, evin girişlerine ve yatak başlarına muskalar asılırdı. Bu muskaların üzerinde Lilith’in adı ya da onu uzaklaştırdığına inanılan koruyucu meleklerin isimleri yer alırdı. Kapılara koşer mezuzalar yerleştirilir, doğum sırasında odalar kapatılır ve yabancıların içeri girmesine izin verilmezdi.
Bebeğin yatağının altına tuz ya da bıçak konur, bileğine kırmızı bir ip bağlanırdı. Yeni anne ise günler boyunca muskalarla çevrili şekilde yatakta dinlenir, bebek hiçbir zaman yalnız bırakılmazdı. Tüm bu uygulamalar, Lilith’in halk inançlarında ne denli gerçek ve korkulan bir tehdit olarak algılandığını açıkça gösterir.
Lilith Kimdir? Karanlık mı, Özgürlük Sembolü mü?

1970’lerden itibaren feminist hareketler, Lilith figürünü farklı biçimlerde yorumlamaya başlamıştır. Bu yorumlarda Lilith, bir yandan uzak durulması gereken olumsuz bir varlık olarak ele alınır. Öte yandan erkek otoritesine karşı duruşun ve bireysel özgürlüğün simgesi haline gelir. Ancak bu karşıt okumalar, kadını ya Lilith gibi itaatsiz ve dışlanan bir konuma ya da Havva gibi erkeğe tabi bir role indirgeme riskini taşır.
Oysa bu ikilik, tarihsel ve kültürel anlatıların ürettiği bir çerçeveden ibarettir. Kadın ve erkek, karşıtlık üzerinden değil, tamamlayıcılık üzerinden ele alındığında anlam kazanır. Bu nedenle Lilith anlatısı, cinsiyetler arası bir çatışmanın ötesinde değerlendirilmelidir. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında Lilith, insanın kendini konumlandırma biçimlerine dair güçlü bir kültürel yansıma sunar.

